Atv'de Bir Dizi Saçmalık

Atv'de yayınlanan ''Selena'' adlı dizideki ilginç bir durumu size bildirmek istiyoruz.Belki ilginizi çeker diye düşündük.Bu dizi bildiğiniz üzere çocuklara yönelik bir dizi.Burada kötü karakterler'e başbakanımızın sözleri söyletilerek,başbakanımız kötü karakterlerle özdeşleştiriliyor.Örneğin; kötülüklerini yaptıktan sonra'' Durmak yok
yola devam! '' diyor bu kötü karakter.Bir diğer örnekte şu:

Kötü karakterin askerleri Çanakkalede çatıştıktan sonra çok kaybının olduğunu fark ediyor ve; ''Askerlik yan gelip yatma yeri değildir! '' diyor.Bu durumu Rtük'e de şikayet ettik.Siz Anti-Hürriyet okurları da ilgilenirseniz ses getireceğini düşünüyoruz.

 

Alo Rtük :  444 1 178

Yorum (yok) Yorum yaz!

İddianameye delil aranıyor...

Pes dedirten tahammülsüzlük!
Doğan grubu gazeteleri birbiriyle yalan ve çarpıtma haber yarışına girdiler.

Aynı grubun haber ajansı olan DHA’nın (Doğan Haber Ajansı) Türkiye’nin dört bir tarafından geçtiği haberler gazete merkezlerinde itina ile düzenlenerek haberleştiriliyor. Bu tür haberlerin son örneği Erzurum’dan geçilen bir haber oldu. Milliyet ve Posta gazetelerinde Katılımcıların tamamının başörtülü köylü bayanların oluşturduğu yarışma, çarpıtılarak verildi. Yarışmacıların başörtülü olması öne çıkarılarak verilen haberde 'Atatürk posteri önünde 14 türbanlı' ve 'Hale bak' başlıkları kullanıldı.



Erzurum’da Tarım İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen kadın çiftçilere yönelik bilgi yarışmasına, 14 yarışmacının hiçbiri Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in tam adını bilemedi ve Atatürk önünde 14 türbanlı yarışmacı başlıklı haberin devamında laf yine döndürülüp dolaştırılıp başörtüsüne getirilmiş.

Çiftçilik yapan yarışmacıların başörtülü oluşunu büyük bir suçmuş gibi sunan gazete yarışmacıların başörtüsünü bağlayış şekillerine de özel bir anlam yüklemiş.Peki gazetenin ortada büyük bir suç varmış gibi yaptığı haberde işin aslı nasıl?

Öncelikle yarışmaya katılanların tamamı çiftçi.Bu nedenle de uymak zorunda oldukları her hangi bir kural yok. Yani ne öğrenciler ne de bir kamu kuruluşunda çalışıyorlar.Tamamen inançları gereği örtünerek oraya gelip yarışmaya katılmışlar.Fakat gelin görün ki Milliyet Gazete’sinin bu kadarına bile tahammülü yok.

Zaten haberde oradaki yarışmadan daha çok yarışmacıların kıyafeti üzerine yapılmış ve yazılmış bir haber. Farklı köylerden gelen ve birbirini belki de hiç tanımayan yarışmacıların benzer şekilde giyindiği iddia edilerek bu duruma özel bir anlam da yüklenmiş. Haberi yapan muhabir işi daha da ileri götürerek yarışmacıların çizmelerinden ve şık giyinmelerinden de rahatsız olmuş.

Çiftçilik yapan yarışmacıların başörtülü oluşunu büyük bir suçmuş gibi sunan gazete yarışmacıların başörtüsünü bağlayış şekillerine de özel bir anlam yüklemiş.Peki gazetenin ortada büyük bir suç varmış gibi yaptığı haberde işin aslı nasıl?

Öncelikle yarışmaya katılanların tamamı çiftçi.Bu nedenle de uymak zorunda oldukları her hangi bir kural yok. Yani ne öğrenciler ne de bir kamu kuruluşunda çalışıyorlar.Tamamen inançları gereği örtünerek oraya gelip yarışmaya katılmışlar.Fakat gelin görün ki Milliyet Gazete'sinin bu kadarına bile tahammülü yok.

Zaten haberde oradaki yarışmadan daha çok yarışmacıların kıyafeti üzerine yapılmış ve yazılmış bir haber. Farklı köylerden gelen ve birbirini belki de hiç tanımayan yarışmacıların benzer şekilde giyindiği iddia edilerek bu duruma özel bir anlam da yüklenmiş. Haberi yapan muhabir işi daha da ileri götürerek yarışmacıların çizmelerinden ve şık giyinmelerinden de rahatsız olmuş.


Aynı grubun diğer bir gazetesi olan Posta'da da durum aynı. 'Görüntüleriyle çiftçiye benzemeyen yarışmacıların hiçbiri Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in adını bilemedi.' ifadelerinin kullanıldığı haberden, Posta Gazetesi'nin sadece üniversitelerdeki başörtüsünden değil çiftçilerin bile başörtüsünden rahatsız olduğunu ortaya koydu.

SAMANYOLUHABER

Yorum (1) Yorum yaz!

Hürriyet Başbakan'dan Özür Diledi

Hürriyet, Başbakan'dan özür diledi
Hürriyet gazetesi, bügünkü sayısında Başbakan Erdoğan'dan özür dileyen bir tekzip metni yayınladı.

Hürriyet, dünkü sayısında, Başbakan'ın Bosna Hersek'teki bir toplantıda başörtülü ve katsayı mağduru Türk öğrencilere hitap ederken 'çoğu gitti azı kaldı' şeklinde bir ifade kullandığı yönünde bir habere yer vermişti.

Erdoğan'ın bu sözleri Hürriyet Gazetesi tarafından başörtüsü yasağının kaldırılması konusunda söylediğini ima etti

Hürriyet, bugün 23. sayfadan haber formatında verilen tekzip'te Başbakan'ın bu ifadeyi ekonomik gelişmeler bağlamında kullandığı belirtilerek özür diledi.

Başbakan Erdoğan'ın dün Bosna Hersek'te kullandığı ifadelerse şöyle:

'Diyorlar ki, özel sektörün de borcu var. özel sektörün dış borçlanması devleti ilgilendirmez. Tamamıyla o özel sektörün kendine aittir. Kişi başına milli gelir 10 bin doları aştıktan sonra Türkiye'yi tutana aşk olsun. Gümbür gümbür gideceğiz her alanda, başaracağız. Çoğu gitti azı kaldı'

Samanyolu Haber

Yorum (yok) Yorum yaz!

Şaşırtmayan bağlantı.Hürriyet-Ergenekon

Bu iddialar çok konuşulacak
Ergenekon operasyonu derinleştikçe ucu Aydın Doğan'a doğru ilerliyor. İşte Ergenekoncuların MSN kayıtları ve ayrıntılarıyla Hürriyet'in Ergenekon'la bağları..

Cumhuriyet Başyazarı İlhan Selçuk'a yönelik operasyon gerçekleştirildikten sonra Ergenekon'un medya bağlantıları deşifre olmaya başladı.

Türkiye'yi istediği yörüngede, yarı canlı, kontrol edilebilir düzeyde tutmaya çalışan Ergenekon'un suikastler, bombalamalar, satın almalar ve fahişelerin kullanıldığı kasetlerle sürdürdüğü bu düzende, medyanın önemli bir yeri vardı.

Aslında yıllardır "tek merkezden atılan başlıklar" şeklinde ifade edilen şey, Ergenekon'un bu "LOBİ" gücünden kaynaklanıyordu. Anayasası da "LOBİ" ismini taşıyan Ergenekon, yıllardır Medyayı etkin biçimde kullandı.

Gözaltına alınan Vedat Yenerer'den Güler Kömürcü'ye kadar pek çok isim farklı düzeylerde medya ilişkileri içinde vardılar.

Ancak bir kale olan Cumhuriyet'in Başyazarı İlhan Selçuk'un bağlarının tespit edilmesi, Ergenekon Operasyonu'nda ulaşılan belgelerin derinliğine işaret ediyor. Bu derinliğe inilince de ister istemez "Büyük Medya"daki bağlantılara rastlanılacak.

Şamil Tayyar'ın köşesinde verdiği �Geçen ay Ergenekon soruşturması kapsamında 'tanık' sıfatıyla dinlenen birine şu soru yöneltilmiş: Aydın Doğan bu işlerin neresinde?� sorusu, Savcı Zekeriya Öz'ün bu noktayı araştırdığının delili.

Aslında birazdan okuyacağınız ve Ergenekon Operasyonu dosyasına da giren MSN kayıtları, Doğan Grubu ile Ergenekon arasındaki bağlantıları, Ergenekon'un Doğan Grubu'ndaki etkinliğini, Doğan Grubuna nasıl yazı ve haber sokabildiğini, hatta Doğan Grubu'na yazar bile kabul ettirebildiğini anlatıyor.

Önce MSN kayıtlarını okuyun, sonra olayların perde arkasına geçelim:



Tarih: 03.07.2005


SEVİL ATASOY:

herkes bir çok şey biliyor da, memleket elden gidiyor. ne yapılacak

ÜMİT SAYIN:

işte onu konuştuk

ÜMİT SAYIN:

memleketin elden gitmesine karşı paşaların duyarsızlığını konuştuk.

ÜMİT SAYIN:

emin gürses laz damarından silahlı mücadele diyor.

ÜMİT SAYIN:

ama emin gürses televizyonlarda mesut parlağa çatmaya başlarsa bu korkunç bir ivme kazandırır bize. şimdi detaylı okuyacak ve Perinçeke de anlatır.

ÜMİT SAYIN:

Perinçek ingilterede imiş. Ondan randevu alıyorum. gelince birlikte konuşuruz.

SEVİL ATASOY:

perinçek hala alemdaroğlunu destekliyor mu

ÜMİT SAYIN:

Evet perinçek alemdarı destekliyor. onların da bilgileri var, bu aydınlıka kapak olursa korkunç olur.

SEVİL ATASOY:

aytaç paşa buna karşı idi mesela

ÜMİT SAYIN:

ama hem sağ, hem ülkücü, hem radikal sol, hem orta kanaldan gitmek daha iyi. siftahı avrasya tv yapacak pzt. başlıyor.

ÜMİT SAYIN:

bu arada Haftalık'taki hakkımız hala saklı

ÜMİT SAYIN:

şermin ve ertuğrul özkök de yardım etsinler. biraz.

ÜMİT SAYIN:

tuncay özkan bana güven telkin etmediyse de bu yayınlardan sonra bize imkan sağlar

SEVİL ATASOY:

önce başta medyayı bir görelim, sonra haftalık'a döneriz

ÜMİT SAYIN:

tamam


Tarih: 21.07.2005


ÜMİT SAYIN:

atasoy aradı

ÜMİT SAYIN:

yanlız sadece ikimiz arasında strictly confidential (katı biçimde gizli)

ÜMİT SAYIN:

bugün ertuğrul özkök ile görüşmüş

ÜMİT SAYIN:

sıkı dur

ÜMİT SAYIN:

E. ÖZKÖK Atasoy'un şatoya gittiğini biliyormuş

ÜMİT SAYIN:

ve Atasoya özel bir sayfa yapmayı teklif etmiş yani ayrı investigatif bir iş

ÜMİT SAYIN:

bir sürü ekip kuracak, ekibin içinde ben de varım tabii

ÜMİT SAYIN:

G2 var ve tabii ki A2 de var

ÜMİT SAYIN:

sonuçta hürriyette her istediğimiz haberi çıkartma serbestisi veriliyor bize

ÜMİT SAYIN:

E.ÖZKÖK bir şeylerin kokusunu almış hocam. o yaş tahtaya basmaz

ÜMİT SAYIN:

şatoya gittikten 1 ay sonra bu teklifi veriyor

ÜMİT SAYIN:

bu bilgiyi sadece emre alb., atilla alb., hakan binb. ve oğuz binb.ya iletebilirsin

ÜMİT SAYIN:

4 kişiden başkasına gerekmedikçe iletme

ZAFERYENER2004:

anlaşıldı

ÜMİT SAYIN:

olayın arkasında Hurşit Tolon olduğu açık

ÜMİT SAYIN:

ekibin kurulmasında A2'nin ne kadar etkin olacağını sen düşün


"ŞATO"YA GİTTİ VE YAZAR YAPTI�

"Haftalıktaki (Vatan Gazetesinin eki) hakkımız duruyor" Aydınlık kapak yapsa" Siftahı Avrasya TV yapacak, Ertuğrul Özkök te yardım etsin".

MSN konuşmaları başlı başına Ergenekon Medya ilişkilerinin belgeseli gibi.

Ertuğrul Özkök'ün "ŞATO"ya gittikten sonra Sevil Atasoy'a yazarlık teklif ettiğini Ümit Sayın söylüyor.

Şuan Ergenekon üyesi olmaktan tutuklu bulunan Doç. Dr. Ümit Sayın'ın bu konuşmayı yaptığı tarih; 21 Temmuz 2005" Sevil Atasoy'un Hürriyet'te ilk yazısının çıktığı tarih ise: 18 Eylül 2005

ŞATO'daki görüşmeden sonra Atasoy'u parlatma işi de yine Hürriyet'in kumandanı Ertuğrul Özkök'e düşmüş. Özkök, 11 Eylül 2005'te bizzat kendi Sevil Atasoy'la röportaj yaptı. Hürriyet'in haftasonu ekinde yayınlanan röportaj devasa büyüklükteydi.

Ancak Atasoy'un yazılarının Ümit Sayın ve Ergenekon ekibinin istediği gibi olmadığı ve hoşuna gitmediği de ayrı bir gerçek. Bu durum, bir süre sonra kavgalı hale gelmelerine sebep olmuş. Hürriyet'le Ergenekon arasıdaki kontak ise bundan ibaret değil.

HÜRRİYET YAZI İŞLERİ'NDEKİ KONTAK

Ergenekon Operasyonu'nun ilk perdesinde tutuklanan Türk Ortodoks Kilisesi Sözcüsü Sevgi Erenol'un Hürriyet gazetesine yaptırdığı haberler de dinlemeye takıldı. Sevgi Erenerol, Hürriyet gazetesi Yazıişleri Müdürü Doğaner Gönen ile

26 Ekim 2007 tarihinde temas kurdu ve "vakıflar yasasıyla ilgili" bir haber sipariş etti.

Dinlemeye takılan konuşmanın o bölümü şöyle:

"Konu hakkaten bu cemaat vakıfları meselesi açısından son derece önemli şu anda böyle bir yasağında çıkması önümüzdeki günlerde çıkması söz konusu olacağı için ne yapıp edip bu vakıflar yasasının önlememiz lazım. Şayet bu konuda bunların en büyük sahtekarlıklar çevirerek bir takım mal mülkü bizden istediklerini ortaya koyabilirsek belki vakıflar yasasına da etkileyebilir diye düşünüyoruz. Eee siz bu konuyla ilgili muhabirlerle mi görüşürsünüz yoksa bu konunun davacı olan şahsa sizin numaranızı versem o size detaylı konuyu anlatsın. Nasıl arzu ederseniz ona göre."

ERENOL DOĞRULADI

Hürriyet'le bu temas gözaltındayken Erenol'a soruldu. Erenol'un verdiği yanıt şöyle: "Bu konuşmayı yaptım Doğaner Gönen Hürriyet Gazetesinde çalışır vakıf konusu Balıklı Rum Hastanesinin davasının gazetede yayınlanması konusu ile alakalı konuşmadır."

Görüldüğü gibi Büyük Gazete'nin Ergenekon'la bağları da büyük ve üst düzeyden. Soruşturma ilerlerken yeni bağlantıların bulunması işten bile değil. Hürriyet'in Ergenekon haberlerini kullanış biçimine dikkatli gözlerle bakılırsa, olabilecekler daha iyi anlaşılabilir.

AKTİFHABER

Yorum (2) Yorum yaz!

REKTÖRDEN ÖSS HİLESİ (Hürriyet neden uyuyor? )

SEZER'İN TARTIŞMALI BİR ŞEKİLDE ATADIĞI SÖZDE LAİK VE CUMHURİYET BEKÇİSİ REKTÖR ÖSS'Yİ KAZANAMAYAN OĞLUNA KIYAK YAPTI.

Son günlerde Cumhuriyet'i korumaya yönelik yaptıkları sahte çıkışlarla dikkat çeken rektörlerden bir adaletsizlik daha.Öss'de 179 puan yapan rektör çocuğu babası sayesinde üniversiteye sokuldu.Bu olay cumhurbaşkanımız sayın Gül'ün atadığı bir rektör tarafından yapılsaydı Türkiye sallanırdı.Cumhuriyetimiz böyle rektörler ve bunların hayasız çocuklarına kaldıysa vay halimize..

 

 

Rektör'den ÖSS'ye karşı hülle
Prof. Şener Oktik'in oğlu, ÖSS'yi kaybetmesine rağmen hülle yoluyla mimarlık fakültesine kayıt yaptırdı.

Türkiye'de milyonlarca öğrenci, üniversiteye girebilmek için yıllarca ders çalışıyor, kitap ve dershane için binlerce lira harcıyor. Ancak Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şener Oktik'in oğlu Orhan Tan, bu zahmetlere katlanmadan istediği okula girmeyi başardı.


Öğrenci Seçme Sınavı'nı (ÖSS) kazanamayan Oktik, hülle yoluyla Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. Olayın hikâyesi ilginç. Orhan Tan, geçtiğimiz yıl ÖSS'den 176 puan alabildi. Dört yıllık bir fakülteyi tercih edebilmek için gerekli olan 185 barajını bile geçemeyen Oktik, mülakat yoluyla İngiltere'deki Northumbria Üniversitesi'ne yazıldı. İsmi pek bilinmeyen bu okulda 9 ay kaldıktan sonra, taban puanı 343 olan Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne yatay geçiş yaptı. Bu şansı Türkiye'de sadece rektörün oğlu Orhan Tan yakaladı.

Zira, Yıldız Teknik Üniversitesi 2007'de yatay geçişler için 218 kontenjan ayırdı ve bunlardan sadece birini yurtdışındaki öğrencilere verdi. Onu da Orhan Tan Oktik kullandı. Üniversitenin bünyesine katılan 218 kişiden 217'sinin okul notları ve ÖSS puanları internette ilan edilirken, Oktik'in puanları yayınlanmadı. Yurtdışından yatay geçişlerde aranan '1 yılı hazırlık olmak üzere en az 2 eğitim sezonu okumak' şartı da rektörün oğlu için dikkate alınmadı. ÖSS'de asgari barajı aşamayan Orhan Tan, bu yöntemle Türkiye'nin sayılı fakültelerinden birine kayıt yaptırdı.

Yıldız Teknik Üniversitesi'nin 2007-2008 eğitim sezonunda yatay geçiş yöntemi ile alacağı öğrenciler için yaptığı duyuruda şu ifadelere yer veriliyor: "Yurtdışından yatay geçişlerde, adaylardan, yükseköğretim kurumlarında öğretime başladıkları akademik yıl için geçerli olan en az ÖSS puanını (ya da uluslararası eşdeğer sınavlardan istenen en az puanı aldıklarını belgelemeleri) gösterir ÖSYS belgesi istenir."

Başvuru şartlarında ÖSS puanı istenmesine rağmen Muğla Üniversitesi Rektörü Şener Oktik'in oğlu Orhan Tan Oktik'ten ÖSS belgesi istenmedi. Rektör Oktik, oğlundan neden böyle bir belge istenmediği sorusuna, "Oğlum Türk vatandaşlığının yanı sıra İngiliz vatandaşı. Böyle olduğu için ÖSS belgesi istenmedi. İngiliz vatandaşları gibi muamele gördü." dedi.

YTÜ yatay geçiş için Mimarlık Fakültesi'ne Türkiye'den sadece İTÜ, ODTÜ, Mimar Sinan Güzel Sanatlar, Dokuz Eylül, Anadolu ve Gazi üniversitelerinin mimarlık bölümleri öğrencilerinin başvurularının kabul edileceğini duyurmuştu. Türkiye'den alanında kendini ispatlamış ve kaliteli üniversitelerden öğrenci kabul eden YTÜ'ye Orhan Tan Oktik'in İngiltere'de 108 üniversite arasında 70'inci sıralarda olan Northumbria Üniversitesi'nden geçiş yapması dikkat çekti.

'Meslek dayanışması yokmuş'

Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şener Oktik, İngiliz vatandaşı olduğu için oğlunun Northumbria Üniversitesi'ne İngiliz öğrenci statüsünde alındığını, Türkiye'deki ÖSS sistemi ile ilgisinin bulunmadığını söyledi. İngiltere'deki üniversiteyi birinci yılında başarıyla bitirdiği için YTÜ tarafından kabul edildiğini savunan Şener Oktik, "İngiltere'de ve birçok Avrupa ülkesinde lisans programları 3 yıldır. Bu diplomalar YÖK tarafından tanınır. Kaldı ki oğlum 3 yılda bitirebileceği bir dereceyi bırakarak 4 yıl okumayı göze almıştır." dedi.

Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durul Ören de, Rektör Oktik'in oğlu yatay geçiş için başvuru yaptığında çok rahatsız olduğunu anlattı. Ören, "Dekanlığa talimat vererek evrakların iyice incelenmesini istedim. Bazı evraklar eksikti, sonradan tamamlattırdık. Burada kural hatası yapmadık." diyerek yapılan işlemin doğruluğunu savundu. İki rektör arasında meslek dayanışması olmadığını belirten Ören, sözlerini şöyle sürdürdü: "Evet ikimiz de fizikçiyiz; ama ben Şener Bey'i rektör olmadan önce sadece bir kez gördüm. Katiyen meslek dayanışması söz konusu değil. Orhan Tan Oktik, İngiliz vatandaşı olduğu için böyle bir haktan yararlandı. Ben başka ülke vatandaşlığına sıcak bakmıyorum; ama insanların elinde iki hak oluyor. Herkesin görüşüne saygı göstermek gerekir. Sosyete de çocuğunu Amerika'da doğurmak için ABD'ye gidiyor. Benzer yatay geçişler geçmişte de yaşandı. Benim üst düzey devlet görevlisi olan bir dostum vardı. Çocuğunu Pakistan'a gönderdi. Orada bir konsolos tanıdığı varmış. Pakistan'da 1 yıl okuduktan sonra önce Kıbrıs'a yatay geçiş yaptı, ardından da İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme'ye geldi. Onun böyle bir olanağı vardı, kullandı."

TUNCER ÇETİNKAYA- ZAMAN

Yorum (yok) Yorum yaz!

HÜRRİYET,ERGENEKON,İDDİANAME

Kültür Bakanı Günay, kapatma davası gündeminin can damarını işaretleyen son derece kıymetli bir çıkış yaptı:

"İddianame ile Ergenekon soruşturmasının, devlet içindeki çeteleşme ile mücadelenin önü kesilmek isteniyor" diye konuştu…

* * *

AK Parti'ye kapatma davası açılmasının iki güncel nedeni var:

İlki, Anayasa Mahkemesi'nin türban kararını etkilemek, yani başörtüsü aleyhinde bir karar çıkmasını sağlamak…

Diğeri ise "Darbeci ve Ulusalcı" Ergenekon çetesi ile mücadeleyi sekteye uğratmak…

Yargıtay Başsavcısı, iddianamede akla ziyan bir hayal gücü ile Başbakan'ı Danıştay saldırısı ile irtibatlı göstermeye çabalarken…

Danıştay saldırganı Alparslan Arslan'ın "dinci" değil, "ulusalcı" olduğunun; yani Ergenekon çetesinin "saksıda özenle yetiştirdiği bir katil olduğunun" ispatlanmasıyla hiç ilgilenmiyor…

Başsavcının, Danıştay saldırısı ile Ergenekon çetesi arasındaki bağlantının kanıtlanmış olduğu gerçeğini yok sayması son derece dikkat çekicidir.

* * *

Eski Statüko'nun medyadaki Amiral Gemisi'nin de son dönemde dikkat çeken bir özelliği var…

Hürriyet, başından beri Ergenekon gündemini özenle hasıraltı ediyor.

Sürekli türban gündemini öne çıkarmak suretiyle…

"411 el kaosa kalktı" manşetinden itibaren "kaosa oynayan" bir çizginin takipçisi oldu, Hürriyet yönetimi…

Ertuğrul Günay'ın iddianame ile Ergenekon arasında bağlantı kurması, gazetenin kaptan köşkünde oturan zatı fena halde rahatsız etti…

Hürriyet'in kaptanı E.Ö. bugüne kadar Ergenekon konusunda yani Türkiye'nin bu denli hayati bir sorunu karşında hiç mi hiç topa girmemişti…

Günay'ın sözkonusu konuşması ve Erdoğan'ın AK Parti Grubu'nda sarf ettiği söylenen "Ergenekon çetesini çökerttik, AKP davası ondan açıldı" şeklindeki sözleri, E.Ö.'nün Ergenekon konusunda gardını almasına neden olmuş durumda!

E.Ö.'ye "Günaydın!" demiyorum…

Ya? Ergenekon'u "inceden" savunmaya başlamasını, daha doğrusu savunma ihtiyacı duymasını; baba şifreleri çözmemize yardımcı olacak hayırlı bir gelişme olarak görüyorum…

E.Ö. Erdoğan'ın parti grubundaki sözlerinin AKP tarafından yalanlanmış olması nedeniyle "Neticede bu hezeyanın müellifi başbakan değil, sadece bakandır" diyerek Erdoğan'ı dışarıda bırakmış gibi yapıyor, Ertuğrul Günay'a yükleniyor…

Bu arada, "Ergenekon'un daha iddianamesi bile yok. Siz böyle bir olay için 'Çeteyi çökerttik' derseniz, bir başkasının da, Cumhuriyet Başsavcısı anti-laik çeteyi çökertti deme hakkı doğmaz mı?" diye yazarak Başbakan'a alttan alta laf vuruyor...

Hürriyet'in kaptanı "Bütün bunları Ergenekon'u savunmak için yazmıyorum" dese de…

E.Ö.'nün Ergenekon'u dolaylı olarak savunmaya çalıştığı ortadadır!

* * *

Hürriyet'in kaptanı, aynen Yargıtay Başsavcısı gibi Danıştay saldırganının "ulusalcı" çıkmış olmasıyla su ana kadar hiç ilgilenmedi…

Başsavcı, iddianamesinde Arslan'ın son duruşmada "Şeriatı getirin" diye seslenmesini AKP'ye fatura etmişti!

Hürriyet, duruşmanın haberini manşetinden "Danıştay katilinin son sözü: Şeriat istiyorum" patlağı ile okuyucusuna takdim etmişti!

E.Ö.'nün gazetesi, bugüne kadar katilin Danıştay cinayetini türban için işlediği iddiasına canı gönülden inanan bir doğrultuda yayın yaptı…

Buna mukabil, Cumhuriyet'i bombalayanlar arasında yer alan Arslan'ın Ergenekoncuların adamı olduğu gerçeğini mütemadiyen örtbas etti, Hürriyet…

E.Ö. Ergenekon gerçeğinden kaçamaz…

Ümraniye cephaneliğindeki bombalarla Cumhuriyet'e atılan bombaların tek yumurta ikizi olduğu hakikatinden hareketle Danıştay-Ergenekon bağlantısı inkar edilemeyecek durumdadır…

Hal böyle iken, Hürriyet'in kaptanı, bu gerçeği neden hâlâ ısrarla hasıraltı ettiklerini izah etmek zorundadır!

* * *

Finalde bir sorum var…

Türban gündemini "kaosa oynayan" yayınları ile öne çıkaran Amiral Gemisi Hürriyet, Yargıtay Başsavcısı'nın iddianamesinden haberdar edilmiş olabilir mi?

Kendilerinden destek istenmiş midir, mesela?


Tamer Korkmaz/STV
20.Mart.2008 07:49:52

Yorum (yok) Yorum yaz!

Hürriyet'ten Çifte Standart

KAHREDEN ÇİFTE STANDART !
Hürriyet yazarları hep bir ağızdan Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcıyı linç etmişlerdi.Peki ya şimdi ?

Ak Parti için kapatma davası açan savcı için “ linç ediliyor, hukuka saygı “ diyen bazı gazeteler bundan iki yıl önce Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hakkında iddianame hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Sarıkaya'yı meslekten ihraca götüren yayınlar yapmıştı.

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök 16 Mart 2008'de köşesinde “Bu bir hukuki süreçtir, hepimiz bunu saygıyla ve sessizce izlemeliyiz” diye yazdı. Aynı gün gazetenin başyazarı Oktay Ekşi de “Biz yargıya intikal etmiş bir konuda görüş beyan etmenin karşısındayız” dedi. Ancak başta her iki yazar olmak üzere medyanın büyük bir bölümü ve siyaset dünyası bundan iki yıl önce Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın hazırladığı Şemdinli İddianamesi'nde farklı tutum izlemişti.

SAVCIYI YARGILAYIN • 6 Mart 2006 günü konuyu manşetine taşıyan Hürriyet'in Saygı Öztürk imzalı haberi “İhbar İddianamesi” manşetinin altında “Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın, asıl bombalarını iddianame içine soktuğu ortaya çıktı” yazıyordu. Gazete aynı haberde iddianame konusunda Vural Savaş'ın “Savcıya disiplin cezası gerekirdi” sözlerine ve Deniz Baykal'ın “Orduya darbe girişimi var” açıklamasına yer verdi.

İKTİDARIN TERTİBİ • Hürriyet bir gün sonra da iddianeme ile ilgili yayınlarına devam etti. O dönem gazetenin Ankara temsilcisi olan Nur Batur imzasıyla çıkan haber yorumda; “Adressiz isimsiz ihbar mektupları, Hukuki boyutundan bir şey çıkmaz, Amaç, paşanın önünü kesip yıpratmak, Hedef TSK” denirken, Oktay Ekşi başyazısında “Büyükanıt'ı hedef alan suçlamaların, bir gerçeği ortaya çıkarmaktan çok, maraza çıkarmak amacıyla yapıldığı akla gelmez mı? Ve tabii, ortada acaba siyasi iktidarın bir tertibi mi var diye düşünmek gerekmez mi?” diye yazmıştı.

SAVCIYA YAKIŞMIYOR • Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ise aynı gün çıkan yazısında Şemdinli İddianamesi ile ilgili “Bu tavır, hukuk devleti olduğunu iddia eden bir ülkenin savcısına yakışmıyor. İddianamede yer yer skandala varan bölümler var” yorumunda bulunmuştu. Hürriyet gazetesinin Şemdinli iddianamesiyle ilgili 7-14 mart arasında yaptığı haberlerin sadece başlıkları bile çok şey anlatıyor: “HSYK savcıya soruşturma açılmasını istiyor”, “HSYK'ya olaya el koyun daveti”, “Yargıtay ve Danıştay başkanları: Bu iddianameyi tasvip etmek mümkün değil”, “Savcılar Yüksek Kurulu Sarıkaya hakkında soruşturma açılmasının yargıya müdahale olmayacağını görüşüne yer verdi.”

SİVİL DARBEYİ ÖNLEDİK • Hürriyet'in savcıya yönelik “linç” kampanyasına Milliyet, Radikal, Vatan ve Akşam da destek verdi. Savcı Ferhat Sarıkaya hakkında jet bir soruşturma açıldı. Soruşturmanın açıldığı gün Vatan'dan Güngör Mengi'nin yazısının başlığı “Başaramadı” iken. Hürriyet'ten Nur Batur yazısında şöyle diyordu “Başardık, sivil darbe girişimini durdurduk.”

ERGENEKON DESTEĞİ • Hürriyet gazetesi aynı gün “Asker'e destek' başlıklı haberinde ise Ergenekon soruşturmasında tutuklu bulunan Kemal Kerinçsiz ve Veli Küçük'ün de bulunduğu iddianemeye karşı Büyükanıt'ı desteklemek için yapılan eyleme geniş yer vermişti.

ŞEMDİNLİ SAVCISINA ATIŞ SERBEST

Ertuğrul Özkök (Hürriyet- 9 Mart 2006) “İddianameye bakınca, bu tür ideolojik değerlendirmelerin hukuka ne kadar zarar verdiğini açıkça görüyorum. Türkiye, bir savcının yol açtığı bu tartışmanın bedelini ağır ödeyecektir”

Oktay Ekşi (Hurriyet- 8 Mart 2006) “Yargının bağımsızlığı için kurallar hemen değiştirilmelidir”

Emin Çölaşan (Hürriyet-7 Mart 2006) “Ferhat Sarıkaya isimli Van Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan 100 sayfalık iddianame elimde. İddianamede bir gazetecinin (Kendi ismi) gazeteden kesilmiş yazılarının bulunması, beyefendinin gözünde “suç kanıtı” idi!”

Bekir Coşkun (Hürriyet- 8 Mart 2006) “Eğer bu krize “Bir komutan, bir savcı, bir iddianame” gözüyle bakarsanız yanılırsınız. Bu bir rejim sorunudur. Çünkü bu sefer işin içinde “Paşa” olması çok şey anlatıyor.”

Tufan Türenç (Hürriyet- 8 Mart 2006) “Savcı, Şemdinli Komisyonu'nun raporuna sokamadığı karanlık ilişkiler içindeki bir kişinin saçma sapan ifadelerine iddianamesinde geniş yer verdi. Bu ifadeye dayanarak Büyükanıt'ı çete kurmakla suçladı. Büyükanıt'ın “Ali Kaya'yı tanırım. İyi çocuktur. Ancak suç işlemişse cezasını çeker” sözlerinin sadece “Ali Kaya'yı tanırım, iyi çocuktur” bölümünü alarak komutanı yargıya müdahale etmekle suçladı. Savcının Büyükanıt hakkında ne kadar maksatlı ve kasıtlı davrandığı bu örneklerden anlaşılıyor.”

Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet 10 Mart 2006) “Savcı Bey'e yönelik en temel eleştiri “dedikoduları” ve “ihbar mektuplarını” hiçbir araştırmaya gerek duymaksızın iddianamesine almış olması. Özellikle siyasi yönü de olan birçok davada yazılan iddianamelerin salt gazete haberlerinden ve dedikodulardan ibaret olduğunu ne çabuk unutmuşuz! Geçmişte çok işe yarayan “zorla konuşturma ve itiraf ettirme” yöntemleri de artık kolayca kullanılamaz hale geldiği için savcılar ellerinde ne varsa artık onlarla dava açmaktan başka yol bulamıyorlar.”

TARAF

 

www.stvhaber.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

BÖLÜCÜ HÜRRİYET PKK'DAN DAHA TEHLİKELİ

Hürriyet önce kaos çıkarttı şimdi böldü
Başörtüsüne serbestlik getiren yasa için '411 el kaosa kalktı' diyerek kaos çıkartan Hürriyet Gazetesi, şimdi de ülkeyi bölmeye kalktı.

Bütünlüğümüzün, birliğimizin en anlamlı gününde yaptığı bir haberle dikkatleri yeniden üzerine çeken Hürriyet Gazetesi, Türkiye'de askerle halk arasında gerginlik çıkartmaya çalıştı. İşte 'provokasyon kokan' haber...


Giriş cümlesinde 'Çanakkale Deniz Zaferi’nin 93. yıl dönümünde devletin zirvesini biraraya getiren şehitleri anma törenine kara çarşaflı kadınlar damgasını vurdu.' diyen gazete ''Tören alanında hazırlanan karşılıklı tribünlerin birini kara çarşaflı ve türbanlı kadınlar, diğerini askerler ve eşleri doldurdu. Tören boyunca iki tribün arasında soğuk savaş yaşandı'' ifadesini kullandı. Bu sözlerle askerle halk arasında bir gerilim varmış gibi gösteren gazete ülketi resmen başörtülü kadınlar ve asker eşleri şeklinde ikiye böldü. Daha da ileri gidip bu iki kesim arasında soğuk savaşın olduğunu iddia etti.


Oysa daha iki gün önce Org. Büyükanıt, başörtülü bir şehit annesinin elini kendisinden küçük olmasına ve üstelik Genelkurmay Başkanı olmasına rağmen öpmüş ve bundan gurur duyduğunu söylemişti. Şİmdi Hürriyet bu askerle o başı örtülü şehit annesini karşı karşıya getirmeye çalışıyor.

MORAL HABER

Yorum (yok) Yorum yaz!

Doğan'ın Vatan'ı yine SALLADI

Vatan'ın haberi yine YALAN çıktı !
Konya Selçuk Üniversitesi'nde kara çarşaflı öğrencilerin derslere girdiğini iddia eden VATAN yine çuvalladı !..

Selçuk Üniversitesi (SÜ), başörtüsü yasağının yeniden başlatılması sebebiyle yapılan protesto gösterisinde yeralan, çarşafa benzer elbise giyen bayanın öğrenci değil, Diş Hekimliği Fakültesi'nde tedavi olmak için gelen bir vatandaş olduğu ifade edildi.

 

Bazı basın yayın organları, başörtüsü yasağını yeniden başlatan Selçuk Üniversitesi'ni (SÜ) dün protesto eden öğrenciler arasında çarşafa benzer elbise giyen bir öğrenci bulunduğunu öne sürmüştü. Ancak üniversite yönetiminden yapılan açıklamada, o kişinin S.Ü öğrencisi değil, Diş Hekimliği Fakültesi'nde tedavi olmak için gelen bir vatandaş olduğu ifade edildi.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, Anayasanın ilgili maddelerinde yapılan değişikliğin ardından üniversitelere bir yazı göndererek, kılık kıyafet serbestliği uygulanmasını istemişti. Bu doğrultuda bazı üniversiteler başörtülü öğrencileri derslere almaya başlamış, kimi üniversiteler ise yasakçı tutumlarını sürdürmüştü.

Selçuk Üniversitesi de kapılarını başörtülü öğrencilere açan yüksek öğrenim kurumları arasında yer almıştı. Ancak YÖK'ün üniversitelere gönderdiği belgeyi genelge kabul eden Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı vermesinin ardından SÜ'de de yasak geri geldi. Yasağın ardından dün bütün öğrenciler ders başı yaparken, başörtülü öğrenciler kampusa alınmadı. Yaklaşık 70 kişilik öğrenci grubu, yasağı protesto etmek için kampus önünde toplandı.

Bazı basın yayın kuruluşları, yasağı protesto edenler arasında 'kara çarşaflı' bir öğrencinin de bulunduğunu öne sürmüştü. S.Ü. Rektörlüğü, bir açıklama yaparak, bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

S.Ü Alaeddin Keykubat Kampusu'nda görevli Koruma Güvenlik Şefleri Oğuz Ateş ve Halil Çalış'ın hazırladığı tutanakta, söz konusu çarşaflı kadının öğrenci değil, üniversitenin Diş Hekimliği Fakültesi'nde muayene olmak için gelen Zeliha Bektaş isimli vatandaş olduğu belirtiliyor.

Tutanakta, eylem sırasında tramvaydan inen çarşaflı kişinin yapılan kimlik kontrolünde öğrenci olmadığı ve Diş Hekimliği Fakültesi'nde saat 14.30'da randevusunun bulunduğu kaydediliyor.

Güvenlik şeflerinin raporunda, Bektaş'ın eylem yapan grubu görünce destek vermek amacıyla içlerine girdiği, ancak görevlilerin uyarısı üzerine alandan ayrıldığı vurgulanıyor.

Eylem esnasında kapıda bulunan güvenlik görevlilerinin, Koruma ve Güvenlik Şefliği'ne hitaben yazdıkları tutanak raporunda bu ifadeler yalanlandı. SÜ Alaeddin Keykubat Kampüsü'nde görevli Koruma Güvenlik Şefleri Oğuz Ateş ve Halil Çalış'ın hazırladığı tutanakta, söz konusu çarşaflı kadının öğrenci değil, üniversitenin Diş Hekimliği Fakültesi'nde muayene olmak için gelen Zeliha Bektaş isimli vatandaş olduğu kaydedildi. Tutanakta şu ifadeler yer aldı:

İŞTE TUTANAK

"17.03.2008 tarihinde Alaeddin Keykubat kampüsü girişi tramvay durağında 09:00 sularında türbanlı öğrencilerin basın açıklaması yapmak üzere toplanmaya başladığı tarafımızdan tespit edilmiş ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne bilgi verilerek grup tarafımızdan gözlem altına alınmıştır. 09:00 sularında tramvaydan inen çarşaflı bir şahsın toplanan grubun içine girdiği görülmüş, yapılan kimlik kontrolünde şahsın öğrenci olmadığı Zeliha Bektaş isimli vatandaş olduğu anlaşılmıştır. Ne amaçla geldiğinin sorulması üzerine, Diş Hekimliği Fakültesinde saat 14:30'da randevusunun olduğunu, muayene için geldiğini ve türbanlı öğrencileri görünce gruba destek vermek istediğini söylemiştir. Kendisinin bu şekilde kampüs alanına giremeyeceğinin hatırlatılması üzerine şahıs kampüs alanını terk etmiştir. Saat 10:00'da toplanan 90-100 kişilik grup basın açıklaması yapmak istemişlerdir. Kendileri tarafımızdan uyarılarak kampüs içinde izinsiz basın açıklaması yapmalarının suç olduğu hatırlatılmıştır. Bunun üzerine grup kampüs alanı dışına çıkarak İstanbul yolu üzerinde toplanmıştır. Fen Edebiyat Fakültesi öğrencisi Müşerref Poyraz ekte sunmuş olduğumuz bildirileri okumuş ve grup olaysız bir şekilde dağılmıştır."

CİHAN


18.Mart.2008 19:24:26

Yorum (yok) Yorum yaz!

Medyanın yalan haberleri iddianame olursa

Yaklaşık bir yıldır özellikle Doğan Grubun'un YALANLARINI su yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz.Bizim sizlere sunmaya çalıştığımız yalan haberlerin gün gelipte halkın büyük desteğini sağlamış bir siyasi partiyi kapatmak için iddianamede yer alacağını hiç tahmin edemezdik.Samanyolu haber tüm bu yalan haberleri derlemiş:

 

İşte İddianameye giren haberler
Başsavcı'nın iddianamesiyle ilgili net bilgiler yok.

Ancak Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç ilk açıklamasında '71 kişi hakkında siyasi yasaklı olma talebi var. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve eski Meclis Başkanı Arınç'ı, listenin başında gördüm.' dedi.

İddianame 150-160 sayfa civarında. İddianamede hakkında net bir açıklama yok. Kulislerde konuşulan iddialara göre AK Parti'ye ödenen Hazine yardımının bloke edilmesi istendi. Üniversitelerde başörtüsüne serbestiyet getiren anayasal düzenleme sonrası gelişen olaylara değinildi. Danıştay'a yapılan silahlı saldırı olayından da AK Parti sorumlu tutuldu. Başbakan Erdoğan'ın "Dini konular ulemaya sorulmalı." ve "Başörtüsü velev ki siyasi simge olsa ne olur?" şeklindeki sözlerinin de iddianamede yer aldığı belirtiliyor. Arınç'ın ise, "Dindar cumhurbaşkanı istiyoruz." şeklindeki sözlerine işaret edildiği kaydediliyor.

Bikinili reklam iddiası da gerekçede

Dilekçede İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin billboardlarda bikinili afişlere yer vermediği iddiasının da yer aldığı belirtildi. Gazete haberlerine dayandırılan iddiaya göre Çek manken Adriana Karembeu'nun bikinili resimleri sansürlendi. Bazı AK Partili belediyelerin içki yasağı getirdiği, tabelasında İETT yazan araçların Gaziosmanpaşa'daki okullara sadece kız öğrencileri bıraktığı ileri sürüldü.

Ayrıca Gazetelerde çıkan ve daha sonra yalanlan bir çok haberde iddianameye girdi.

İşte İddianameye giren haberlerden bazıları:

MEDYA'DA ÇIKAN VE DAHA SONRA YALANLANAN HABERLERİ-

 

 

Kaynak:Samanyolu


 

Yorum (yok) Yorum yaz!